Duygularımı Bastırırsam Ne Olur?

Duyguları nasıl tanımlıyoruz?

İyi kötü, istenen ve istenmeyen, hoş nahoş gibi….

Peki bu tanımı kim vermiş bu duygulara? Karla Mc Laren, Aura ve Çakra Kullanma Kılavuzu adlı kitabında, sayfa 95’te akılcı psikoterapilerin, dinlerin, yeni çağ öğretilerinin duyguları iyi ve kötü diye iki kategoriye ayırdığını yazmıştır. Karla şöyle der:  “İnsanlar tamamen kabul görmek için iyi diye tanımlanan duyguları yaşamalı, uyandırmalı ve istemeli ancak kötü diye tanımladıklarından kaçmalı, korunmalı…………Dışavurum yasak olan bastırılan öfke iç savaşa dönüşüyor, intihar duygusu yaratıyor; reddedilen korku panik ataklar yaratıyor. Bunlar Ruh ve beden bölünmesine yol açıyor. Ve Hayata ve kişilere karşı gelen güvensizlik başlıyor. Bunlar bastırılmış duyguların sonuçlarıdır.”

Oysa duygularımızı ifade etmek hem ruh hem beden sağlığımız için çok faydalıdır. Güçlü duygularımızı kontrol edemeyip dışa vurduğumuzda başkasını suçlarız, ve sorumluluğu karşıya veririz. Kendi gücümüzü elimizden alırız, kurbanı oynarız. Buna dış karmaşa denir.

Bazen de içimizde yaşadığımız karmaşalarda davranışlarımızın karşındakini incittiğini görünce de bundan utanç ve suçluluk duyar, bu utanç ve suçluluğu bastırır ve tekrar dış karmaşaya sürükleriz kendimizi.

Çocukluğumuzdan beri güçlü duyguların bize yıkıcı olduğu öğretilmiştir. Evet kesinlikle öyledir. Çünkü bize bunların ayıp ve kötü olduğu öğretildiği için biz bu duyguları hissettiğimizde vicdan azabından ölüp biteriz. Ve bu vicdan azabını hissetmemek için bazen de bu güçlü duyguları bastırırız. Ve yıllar içinde veya bazen kısa bir sürede hastalanırız. Çünkü bastırılmalar fiziksel bedende blokajlara yol açar. Çünkü duygularımız birer enerji kümesidir. Enerji kümelerini biriktirirseniz üst üste ne olur? Tıkanıklık ve sonra bir patlama!

Gerçekte bu duygular çok yoğun ve güçlü bir enerji kümesidirler. Gene Karla Mc Laren’nin dediği gibi; ( safya 97)

“…..Demek ki güçlü duygular onları yaratan nedenlerle başa çıkmamız için gerekli bütün enerjiyi gene kendi içlerinde barındırırlar. Güçlü duygular evrimleşmemiz için gerekli olan tüm enerjiye katıka bulunurlar. Güçlü duygular ruhun enerji deposudur.”

Oysa biz yoğun ve yıkıcı olarak adlandırdığımız bu güçlü duyguları çocuklara AYIP diyerek yasaklıyoruz. Duygusunu yok etmiyoruz, dönüştürmüyoruz, tüketmiyoruz sadece bastırıyoruz. Peki bunun yerine ne yapabiliriz?

Duyguları önce tanımak, fark etmek, kabul etmek.

İşin en zor kısmı ise duygunun içinde kalabilmek. Ancak o zaman biraz önce bahsettiğimiz Güçlü duygunun kuvvetli enerjisini hissedebiliriz. Ancak o duyguyu tolere etmeyi öğrendiğimizde, o duygu içinde barınabildiğimizde onu içindeki kendi gücü ile dönüştürebiliriz.

Çaresizliğin içinde kalabildiğimizde, çaresizliği tükettiğimizde umudu ve alternatifleri üretiriz.

Korkunun içinde kalabildiğimizde cesaret ile adım atabiliriz.

Öfkenin içinde barınabildiğimizde onun gücünü fark ettiğimizde ve onurlandırdığımızda, kendimizi yargılamadan öfkelenebildiğimizde bir bakmışsız ki öfke bizim bir parçamız olmaktan çok üstümüze attığımız bir şal gibi rüzgar ile uçup gitmiş.

Tıpkı diğer tüm duygular gibi onlar bizi yönetirken biz onları yönlenndirmeye başlarız.

Önce sadece duygularımızı tanımalı, geldiklerinde fark etmeli, yargılamadan kabul etmeli, içinde kalabilmeli ve bir bakmışsız ki duygu sihirli bir değnek değişmişcesine dönüşmüş.

Bunu nasıl mı yapacağız diyorsunuz içinizden? Bir çok farklı teknik var. Herkese uyan, herkesin kendine iyi gelen farklı tercihleri var. İlk başta niyetimizi koymak önemli ve kendimizi savunmasız olarak bırakabilme cesaretini göstermek önemli. Çünkü duygularımızı göstermek, kabul etmek bir bakıma savunmasız kalabilmekten geçer.

Siz ne kadar savunmasız kalmaya okeysiniz?

Sevgi ile kalın, tüm hislerinizi gözlemleyin ve paylaşın….

Raquel Habib

 

 

 

Leave a reply

    Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial