Çocuklarımıza Duyguları Yönetmeleri İçin İzin Verelim

depresyon - raquel habib

Uzun zamandır düşünüyorum, ne oluyor da tüm hastalıklarda olduğu gibi duygusal sıkıntılarda da yaş sınırı gittikçe küçülmeye başladı. Eskiden 14 yaşında depresyona giren veya ufak yaşlarda anksiyete sorunu yaşayan, sınav kaygısından dolayı aşırı dalgalanmalar yaşayan çocuklar daha az sayıda vardı. Ben psikolog değilim. Ancak bir sürü psikolojik teşhislerde de yaş sınırının artık epey ufaldığını duyuyorum. Hemen bazılarınızı duyar gibiyim; “Eskiden vardı ama bunu teşhis edecek yeterli uzman yoktu, çocuklar için hayat bu kadar stresli değildi, bu kadar bilgi ortalıkta yoktu, beslenme daha iyi idi………” vs vs.

Hepsinde haklısınız. Tüm bunların üstüne bence en etkili unsur çocukların kendi duyguları ile erken yaştan tanışma ve kendi duygularını deneyimleme, onları içselleştirebilme, onlarla baş etmeyi öğrenme gibi becerilerini geliştirme fırsatları oluyordu. Ve zaman içinde duyguları tanıyabilmeyi, anlayabilmeyi ve yönetebilmeyi öğreniyordu. Böylece büyüdükleri zaman o duyguyu yaratan ortamlarda bulunduklarında, kendi duygusal durumları üzerinde daha çok hakimiyet sağlıyorlardı ve duygusal sorumluluklarını alabiliyorlardı.

Peki ne değişti? Ebeveynler değişti! HELİKOPTER EBEVEYN dediğimiz yeni bir model ebeveynlik oluştu. İşte şimdi sizin ile bugüne kadar fark ettiğim muhakkak dile getirmek istediğim bu hassas ve çocuklarımızın DUYGUSAL HAYATINI derinden etkileyecek bu konuyu destekleyen bir kaynağı türkçeye çevirerek paylaşıyorum.

” Bir çocuğu mutsuz görmek zor gelir insana. İster ölen köpeğinin arkasından ağlayan bir çocuk olsun, isterse patlayan bir balonu için ağlayan bir çocuk, ilk düşüncemiz çocuğun bir an önce daha iyi hissetmesi için birşeyler yapmaktır.

“Emotional Agility” kitabının yazarı Psikolog Susan David, ebeveynlerin bu konuda hatalı olduğunu söylüyor. Bir çocuğun iyi hissetmesi için hemen harekete geçmek çocuğu ve ebeveyni anlık olarak rahatalatabilir ama uzun vadede çocuk için iyi değildir.

“Hayatları boyunca dayanıklı ve başarılı olmaları için çocukların duygularını yönetebilmeleri önemlidir” diyor Susan David.

Anaokulu çocukları üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, öğretmenleri tarafından duygularını yönetmesi öğretilen çocuklar karşılaştıkları duygusal sorunları daha iyi çözüyor, ve daha iyi öğreniyorlar.

Ergenlerde ise “Duygusal Zeka” ya da duyguları anlayabilme ve yönetebilme becerisi, stresle başedebilme ve daha yüksek bir benlik saygısını getiriyor.

Bazı araştırmalar ise duygusal zeka eksikliğinin depresyon ve anksiyete semptomlarını tahmin etmede kullanılabileceğini söylüyor.

Duygusal beceriler, dayanıklılık ve esneklik gibi önemli özelliklerin yapıtaşıdır diyor Dr.David. Fakat aileler çocuğun negatif bir duygunun tecrübesini tam anlamıyla hissetmesine izin vermek yerine, Dr.David’in tanımıyla sorunu hemen çözen helikopter ebeveynler oluyorlar.

Önerilerimiz, fikirlerimiz ve yargılarımızla “Çocuğun duygu dünyasına giriyoruz.” diyor Dr.David.

Problemi ya da hissedilen duyguyu küçümseme ya da hemen durumu düzeltmeye çalışma gibi bazı ebeveynlik stratejileri ile çocuğun kendi kendine öğrenmesine izin vermiyoruz.

Dr. David çocuğun negatif duygu ile baş edebilmesi 4 basamaklı bir strateji öneriyor: Hisset, Göster, İsimlendir, ve Gitmesini İzle.

Hisset:

Duyguları hissetmenin doğal olduğu bilinse de bazı aileler negatif duyguları görmezden gelip, dışarıda bırakmak isterler. “Üzülme, Öfkelenme, Kıskanma, Bencil olma gibi sözlerle çocuğumuzun duygu dünyasını reddediyoruz. Çocuğunuzun da bir Duygu Dünyası olduğunu ve bu tarz duyguları hissetmesinin de normal olduğunu bilmemiz lazım.” Diyor Dr.David.

Göster:

“Erkekler ağlamaz”, “Kızlar öfkelenmez” gibi ibarelerle çocuklarımıza duygularını saklamalarını öğütlüyoruz. İyi niyetle yapsak bile duygulardan korkulması gerektiği gibi bir izlenim oluşuyor. diyor Dr.David.

İsimlendir:

Duyguları isimlendirmek çocuklar için çok önemli bir beceri. “Stresin, öfkenin ve düşkırıklığının farkını öğrenmeleri lazım. Çok küçük çocuklar bile üzgün, öfkeli, kızgın ya da endişeli olduklarını tanımlamalılar.”

Duyguları isimlendirmek empati becerimize de katkı sağlar. “Sence Ali nasıl hissediyor? Yüzü sana ne diyor?” gibi sorularla onları yönlendirebiliriz.

Çocuklar büyüdükçe daha kompleks duygulardan konuşulabilir. “Arka arkaya heyecan, endişe ve düşkırıklığı yaşayabiliriz. Bunu başka insanlarda da gözlemlemeyi öğrenmeliyiz.” diyor Dr. Susan David.

Gitmesini izle:

En zor duygular bile sonsuza kadar sürmez. Dr. David çocuğunuzun bunu farketmenizi sağlamanızı öneriyor. “Üzüntü, Öfke, Düşkırıklığı – hepsi önemlidir ama geçer. Üzüntü böyle hissettirir, geçtikten sonra da böyle. Ben geçmesini kolaylaştırmak için bunu yaptım.” gibi sözlerle onlara yardım edelim.

Çocuklara aynı tecrübede aynı duyguyu yaşamak zorunda olmadığımızı, ilk seferin daha zor olduğunu da anlatmalıyız. Gittiğimiz bir doğum günü partisinde veya fen dersinde endişeli olabiliriz ama bir dahakine aynı şekilde hissetmeyebiliriz.

“Duygularımız hakkında hikaye yazmakta ustayız” diyor Dr. David. “Arkadaş edinmekte iyi değilim. Matematiği beceremiyorum.” Bunlar aslında sadece duygular. İnsanlar ve durumlar değişir.”

Son olarak çocuğunuza duyguyu tecrübe etmesi için yardım edin.

“Bu durumda kimin yerinde olmak isterdin? Senin için bu durumun en önemli özelliği ne?” gibi sorular sorun.

Çocuklar nasıl hissettiklerinin değil de bu duygularını nasıl yönettiklerinin önemli olduğunu öğrendiklerinde daha güçlü olurlar.

Kaynak (İngilizcesini okumak isteyenler için) : Teaching Your Child Emotional Agility

Sevgi ile kalın , sevgiyi paylaşın…

Raquel Habib

Leave a reply

    Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial